Sayfalar

16 Mart 2012 Cuma

Tender to the Blues

Emma Leonard

Bu çizimi gördüğümde İpek henüz saçlarını maviye boyamamıştı. Bir kaç hafta önce başka bir şey alırken bunu da çok beğenip sipariş etmiş, unutmuşum. Bugün postadan çıkınca gözlerime inanamadım. Nasıl da denk geldi. Sürpriz gibi. İpek muhtemelen mavi saçlarından bir kaç ay sonra vaz geçecek ama ablasının duvarında uzun yıllar kalacak bu çizim, üniversite yıllarındaki küçük macerasını bize hiç unutturmayacak. Bu yüzden benim için bir kez daha anlamlı oldu. Geldiğinden beri elimde. Şimdi de baş ucuma koydum, öyle uyuyacağım. Fakat, beynimin içinde sürekli ''Başın öne eğilmesin. Aldırma gönül aldırma,'' diye içli içli çığıran bir Edip Akbayram sesi var, onu naapıcam bilmiyorum.

Dean&Deluca Açılıyooooooor!!!!!!!!!! :)


Dün Nişantaşı'nda çok sevdiğim bir mekanın mutfağının kapalı olduğunu fark edince ''Hayırdır, neden? Neler oluyor?'' diye sordum ve müthiş haberi aldım. Kapatıyorlarmış çünkü Türkiye'ye Dean&Deluca'yı getirmek üzere anlaşmaları tamamlanmış. Yakında biri Nişantaşı'nda olmak üzere altı farklı mekanda Dean&Deluca açacaklarmış!!!!!

Bilmeyenler için Dean&Deluca'dan kısaca bahsetmek isterim. Öncelikle web sitesi için buradan buyrun, genel bir fikriniz olsun. Dean&Deluca, dünyanın en cool, en havalı, en, en, en, en bilmem ne şarküterisi. Tuzlu karamelleri, çikolata zenginliği, pasta çeşitliliği, şarap koleksiyonu, baharatlıkları, her şeyiyle bir cennet. Soho'dakinden saatlerce çıkmadığımı bilirim. New York yazılarımdan hatırlayanınız olacaktır. Hatırlamayanlar için tekararlıyorum, bakınız burada sırf Dean&Deluca için bir post hazırlamışım. Bir an önce kilo vermeliyim. Açıldığı hafta 2 kilo alacağım kesin çünkü. İstanbul, her geçen gün daha da sevdiğim bir şehir haline geliyor. Dean&Deluca geliyor yahu! Daha noolsun!

Sıradışı Ev Aksesuarlarının Adresi Bonvagon 25 TL Kazandırıyor!



Henüz tanışmamışlar için belirtelim. Bonvagon, “gezer, seçer, getirir!” mottosuyla geçtiğimiz Eylül ayında yola çıkmış ve kısa sürede popüler hale gelmiş bir alışveriş kulübü.

Her gün sıradışı tasarım ürünler, özenle seçilmiş markalar ve ilginç aktiviteleri %70’e varan fiyatlarla üyelerine getiren site, dekorasyon alanında da tarzını koruyor ve alışılmışın dışında ürünler sunuyor. Londra’nın renkli yastıklarıyla bilinen welovecushions, dünyaca ünlü Habitat, Alessi, lüks dekorasyonun ismi Haremlique gibi birçok marka Bonvagon’un dekorasyon pörtföyünde.

Türk tasarımcıları buluşturdu.

Bonvagon’u heyecanla takip etmemizin bir diğer sebebi de tematik kampanyaları. Bu hafta Sıra dışı Tasarımcılar, Konuşan Tasarımlar isimli kampanyasıyla Türkiye’den seçtiği 27 tasarımcıyı, en orijinal ürünleri ile birlikte tasarım tutkunlarının karşısına çıkarıyor. Aida Pekin, Karaca Erdem, Dani Benreytan, Itır Saran’ın da içlerinde bulunduğu tasarımcıların eşi görülmemiş tasarımları sadece bir kaç tık ile ulaşılabilir hale getiriyor. Gelecek aylarda bizi bekleyen sürprizlerden ilk önce haberdar olmak için merakla Bonvagon’u takip ediyoruz. www.bonvagon.com’a hala üye olmadıysanız, acele edin deriz. Çünkü Mart ayı boyunca Bonvagon'a davet ettiğiniz her arkadaşınız sayesinde hem siz hem de arkadaşınız 25TL kazanıyor!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

15 Mart 2012 Perşembe

Jude&Ewan

Ewan McGregor & Jude Law
roommates

Ewan ve Jude, 1990 yılında bir oyunculuk seçmesi sırasında tanışır. Yönetmen, anlaşıp anlaşamayacaklarını anlamaları için gidip birlikte içmelerini isteyerek ellerine otuz pound tutuşturur. Anlaşmış olacaklar ki, daha sonra ev arkadaşı olurlar. Bu da o yıllarda çekilmiş bir fotoğraf. Birinin elindeki kahveyi, diğerinin de klozetteki pozunu görünce, içtiklerinin sıçtıklarının ayrı gitmediğini anlıyoruz. İkisini de ayrı ayrı beğenen, Judecuğumu yakından da görüp hayran olmuş biri olarak şu fotoğrafa dönüp dönüp baktım bugün. Photo of the Day olmasının sebibi o yani.

Romantic Egg Hunt

Bir kere öncelikle belirteyim ki, bu yazı Zeynep için yazıldı.

Seneler evel, ilk Paskalya'mızda Anton Pasha'ya yaptığım bir oyundu bu. Çocuklar için yapılan yumurta saklama oyununun yetişkin versiyonu. Öncelikle kaç tane yumurta kullanacaksanız, ki bence bu tip bir oyunda 5i geçmeyin, fazlası bayabilir, haşlayın. Sonra istediğiniz renge boyayın. İster üzerine, isterseniz yanlarına, bulanı bir sonraki ip ucuna götürecek notlar yazın. Şöyle; İlk yumurtayı eve girer girmez göreceği bir yere koyun. Yanında küçük bir çikolata ve bir not olsun. Notta da bir ipucu. Örneğin ''Evde en sevdiğin köşe,'' yazın. Böylece evdeki en sevdiği koltuğunda onu bir şeyin beklediğini anlayıp oraya gider. Tabii yumurtalardan birini de yeni bir notla oraya koymuş olmanız gerekiyor. Onun da yanına, onun için aldığınız hediyeyi koyup, ''Bu aşamada gömleğini çıkarabilir, vaz geçemediğin oyuncağının yanına ilerleyebilirsin,'' gibi muzır bir mesaj da yazabilirsiniz. Artık sizin yaratıcılığınıza ve evdeki durumlara bağlı. Ama son yumurtanın sizi işaret etmesi en önemli nokta. Tabii sağlam bir brunch sofrası da kurarsanız, tadınızdan yenmezsiniz. :) Tecrübe konuşuyor. :) Haha!

13 Mart 2012 Salı

Hugo Key :)

Film hoş. Hikayesi de. Görüntüye dair ne Oskar varsa topladı zaten biliyorsunuz. Zaman zaman gerçek bir film mi, animasyon mu izledim anlayamadım. Asıl olayı bu sanırım. Söz gelimi, benim aklımda gerçek bir film olarak kalmasına rağmen Anton Pasha'nın aklında animasyon olarak yer etti. Neyse. Benim olayım farklı. Daha fragmanını izlediğimden beri, H anahtara bayılıyorum. Hestbaek ve kalbi bir araya getirmiş. Tam bana göre. :) Yok mu bunlardan satan yahu? Buradan tüm ilgililere duyrulur. Bu ülke ne Bihter kolyeleri, ne Hürrem yüzükleri, ne Sıla tokaları gördü. Bir Hugo anahtar kolye mi göremiycek?

Flipped


Amerikan kasaba hayatını anlatan kısa öykülere bayıldığım gibi, filmelere de bayılırım. O bölgelerdeki sıkıntıyı, kişisel buhranları, kişiliklerin en detayını minick bir mimik ya da kısacık bir cümleyle aktarabilmelerinden çok etkileniyorum. Amerikan edebiyatı sevmemin bir nedeni de bu sanırım. Flipped, çok yeni bir film olmasına rağmen o tadı yakalayabilmiş, inanılmaz tatlı bir ilk aşk hikayesi. Çocuk oyuncular, özellikle de Juli Baker rolündeki Madeline Caroll çok başarılı. Sokaklarındaki en sevdiği ağaç, tek başına kalkıştığı tüm protestolarına rağmen kesilince babasının ona, ağacın resmini yapıp hediye ettiği sahne unutulmazlarımın arasına girdi. Sırf bu sahne için bile izlenebilir ki, Fraiser dizisindeki baba rolünden tanıdığımız John Mahoney'in filmdeki yeri, Juli'nin ruhunu ölen karısınkine benzetmesi, senelerdir ilk görüşte aşık olduğu, gözlerine bayıldığı çocuğun, bin bir güçlükle yetiştirip onlara hediye ettiği yumurtaları çöpe attığını fark ettiğindeki tavrı gibi akılda kalan ve düşünüldüğünde üzerine uzun uzun konuşulabilecek pek çok detayı olan, aslında konusu basit bir film. Mutlaka izleyin derim. Mügemmell seyirler...

Getting Ready For Easter

Hala evdeki Paskalya dekorasyonunu tamamlayamadım ama dün paper-source'dan sipariş ettiğim bu çiçekler gelince, keyfim de geldi ve bütün gece seri üretime geçip bunları yaptım. Ya bahar dallarıma takacağım, ya da kocaman bir pano hazırlayacağım. Sanırım pano hazırlamak daha iyi bir fikir. Böylece her Easter dönemi, ne yapacağımı düşünmeden onu çıkarır masanın arkasındaki duvara yaslar, en kolayından bir Easter süslemesi elde etmiş olurum. Hoş, her sene de aynı şey baymaz mı, bilemedim.
Bu sene Paskalya kahvaltısına kimleri davet edeceğimiz henüz belli değil ama her şey hazır. :) Evi yerleştirdikten sonra üşenmezsem fotoğrafları yayınlarım. Bahar gelsin artık. Dışarıdaki berbat havayı görünce Paskalya hazırlığının hiç tadı olmuyor. :(

12 Mart 2012 Pazartesi

Biletimi Aldım

Mutluyum. Huzur turuma az kaldı. Bitirmem gereken bir kaç iş var. Sonra havaların düzeldiği ilk hafta New York'tayım. Dönüş biletim yok henüz. Bir aydan önce dönmem ama. Çok özledim. Kıvanç'ı. Şehri de. Konuşmamız gereken çok şey var. Cevap bulmamız gereken bir sürü soru, görmemiz gereken bir ton yeni mekan, ziyaret edilmesi gereken onlarca eski. Kimseyi istemiyorum Kıvanç'tan başka. Milyonlarca başlık var kafamda. Teker teker konuşacağız. Bir ay yeter mi acaba? Belki. Belki de yetmez. Yetmezse uzatırım. Uzatırsam kocamı özlerim ama. Bir ay sınırım sanırım. Sonrasına dayanamam. Bir haftasonu New Orleans'a gitmek istiyorum. Bakalım, planlayabilirsem giderim belki. Bir hafta sonu da Chicago yaparsak şahane olacak. Kafam o kadar karışık ki bu ara, sanırım tüm planı oraya gidince yapıcam.

Tuhaf. Her şeyin fazla değişken olmasına sıkılıp hayatın en hızlı değişen şehrine huzur bulmaya gidiyorum. Bulurum da biliyorum. Sokaklarda yalnız dolaşmak, tek başıma bir kafede salatımı çatallamak, bilimum dergilerimi toparlayıp parkta oturmak iyi gelecek ruhuma. Alışveriş de yaparım hem. Yalnızlık güzel şey. New York'ta olduğumda dünya duruyor gibi hissediyorum. Sanki baş rolünde olduğum filmin setine giriyor, başka bir geçeklikte buluyorum kendimi. Şehrin herkesi içine alan bir havası var. On gün tatile gidenin bile dilinden düşmemesi ondan. Çok iyi gelecek bana çok. Mutluyum sahiden. Çok mutluyum.

Mavi Saçlar :)

Bu minik kelebek, ablasına sormadan gitmiş İzmir'de saçlarının bir tutamını maviye boyatmak isterken laciverdimsi, saçma bir renk elde etmiş. Nasıl sümük bir renkti anlatamam. Ailenin saç boyalarından sorumlu bakanı olarak duruma el attım, Hesionka'nın Kozmoz'da sattığı bu şahane, çılgın boyaların Shocking Blue'sunu alıp İpushum'un yeni olayına hızlı bir giriş yaptım. Nasıl şahane oldu anlatamam. Anlatamadığım için gösteriyorum. Bakınız, doğal saçın altına boyanan bir tutam mavi saç, nasıl da şahane parlıyor. Üstelik renkli saç denemek için illa acayip radikal bir değişiklikle tüm saçınızı boyamanız gerekmiyor. Hesionka'nin pembe saçları malumunuz, onda müthiş duruyor. Ancak 'Ben onun kadar cesaretli değilim ama yine de aklım gitmiyor değil,' diyorsanız acilen Hesi'den bir kutu boya alıp bir tutamında deneminiz gerek diye düşünüyorum. Kırmızı saçlarına aşık biri olarak benim bile bir an aklım gitmedi değil. Bizim kızların dibi düştü. En koket, en konservatif, en bıdı bıdı olanlar bile ''Hmmm, acaba ben de mi bir denesem?'' diyor. Yukarıda da link verdim gerçi ama Hesionka için buradan, boyalarını ve diğer malzemelerini satışa çıkardığı yeni sitesi için de buradan buyurabilirsiniz. Ebil Kuaför Suadiye şubesindeki canım kuaförüm Ceyhun'un boyadığı kırmızı saçlarımdan sonra en beğendiğim saç boyası kesinlikle bunlar! Sabah ona da gösterdim, bayıldı, bayıldı. Mügemmell değişiklik diye buna derim!
Blog Widget by LinkWithin